HUKUKUN BİLİMSELLİĞİ

 HUKUKUN BİLİMSELLİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ 

(EVALUATİON OF THE SCİENTİFİCNESS OF THE LAW)

 

                     İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık.

Birine karşı hukuku bulduk, diğerine karşı sanatı.

  Ama insanlar hukuka ulaşamadı. Ve sanat insanlara.

(Friedrich Nietzsche)

                                                                           

 

ÖZET

Bu makalede Ali Nazım Sözer’in Bilim Ve Hukuk adlı makalesinden hareketle, bilim; hukuk ve hukukun çalışma ve uygulama alanının bilimselliği ölçeğinde süregelen tartışmaların kavramsal ve eleştirisel anlamda değerlendirilecektir.

         Bu amaçla bilimin tanımı, görev alanı, türleriyle birlikte hukukun tanımı, görev alanı ve bilimle olan ilişkisinin bilimsel araştırma yöntemleri ışığında incelenmesi konuları üzerinde durulacaktır. Son olarak da hukukun bilimsel niteliği üzerindeki açıklamalar sonucu bir vargıya ulaşılmaya çalışılacaktır.

     Anahtar kelimeler: Bilim, hukuk, adalet, hukuk felsefesi, hukukun bilimselliği. 

 

ABSTRACT

 

 In this article, Ali Nazım Sözer's article titled Bilim ve Hukuk, science; The ongoing debates at the scale of the scientificness of law and its field of study and application will be evaluated conceptually and critically.

 For this purpose, first of all, the definition of science, its field of duty and its types are discussed. Then, the definition of law, its field of duty and the issues of its relationship with science will be discussed.  Finally, a conclusion will be reached as a result of explanations on the scientific nature of law.

 

 Keywords: Science, law, justice,  legal philosophy, scientificness of the law



GİRİŞ

Bu çalışma öncelikli olarak hukukun bir bilim olup olmadığının saptanması, bilimsel araştırma yöntemleri aracılığıyla hukuk ve bilim ilişkinin kurulması ve hukukun bilimselliği hususu üzerinde var olan görüşlere de şerh düşülerek Bilim Ve Hukuk adlı makalede değinilmemiş veya ayrıntılı olarak üzerinde durulmamış hususlar da gözetilerek bir vargıya ulaşma azminin sonucudur.

1.BİLİM KONUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

        Bilimin tanımı yapılmadan önce bilmek eylemi ve bilgi kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Bilmek bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak demektir. Kişioğlunun varoluşundan bu yana yaşamı ve yaşanılanları öğrenme, anlama ve en çok da anlamlandırma isteği etkisini hiç yitirmeden mevcut olmayı sürdürmüştür. Bu isteklilik sonucu bilgi denilen kavram oluşmuştur.

       Türk Dil Kurumu’ndaki tanımında bilgi: ‘’İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek.’’[1] olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireyin bir parçası olduğu evren, doğa ve çevrenin çeşitli yollarla algılanması, bütün yönleriyle kişinin içinde varlık kazandığı bu düzlemlerin ve bu düzlemlerin içinde olup biten tüm durum ve olayların ayrımında olması çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan düşünce bilgiyi oluşturmaktadır.  Bilgiyi, ''Öznenin amaçlı yönelimi sonucunda bilinen nesne ile arasında kurduğu ilişki ve bu ilişkinin sonucunda ortaya çıkan ürün. '' olarak da tanımlamak mümkündür.

        Bilginin kaynağına ilişkin görüşlere de değinmek gerektiği kanısındayım. Örneğin, Deneycilik (empirizm veya ampirizm) akımının öncülerinden John Locke, zihnin, ilk doğduğu anda boş bir levha ya da klasik söylemle “tabula rasa” olduğunu düşünür. Ona göre doğuştan gelen hiçbir bilgi yoktur. Bütün bilgilerin kaynağı deneyimdir ve duyusal yolla kazanılmıştır[2]. Benzer nitelikli görüşleri David Hume, George Berkeley gibi düşünürler de paylaşmıştır.

        Öte yandan Akılcı(usçu veya rasyonalist) olarak adlandırılan; bilginin kaynağının ancak akıl olduğunu savunan Farabi, Aristoteles, Platon, İmmanuel Kant ve Spinoza gibi filozoflar da olmuştur.

Platon'a göre ise bilgi, rasyonel olarak meşrulaştırılmış (gerekçelendirilmiş) doğru inançtır[3]. Bilim, bilginin araştırılması ve uygulanması ve kanıta dayanan sistematik metodoloji izlenerek doğal ve toplumsal dünyanın anlaşılması olarak tanımlanabilir[4]. Einstein ise ‘’Bilim, her türlü düzenden yoksun duyu verileri (algılar) ile mantıksal olarak düzenli düşünme arasında uygunluk sağlama çabasıdır[5], der.

Bertrand Russell ise bilimi gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabası[6] olarak tanımlamaktadır.

Bilginin bilimsel boyutta ele alınması işlevini ise felsefe yerine getirmektedir.  Farabi'ye göre felsefe, “Öğrenilmesi gereken şeyler akılla kavranılıp kesin ispatlar sayesinde tasdik edilmesidir[7]. Bilgelik sevgisi olarak Türkçeleştirilen felsefenin ana dallarından olan Epistemoloji(bilgi felsefesi), bilginin bilimsel araştırmasını  yöntemsel açıdan irdeler, bilginin doğası, kapsamı, ve kaynağı ile ilgilenir ve bu nedenledir ki hukuk, psikoloji, sosyoloji gibi içinde adi, bilimsel ve felsefi bilgileri barındıran alanların bilimselliğinin saptanmasında çok etkin bir rol oynamaktadır.

         Her ne kadar makalede yazar bilimin üç ana; anlama, açıklama ve kontrol görevlerine değinmişse de bilimin işlevselliği bu kavramlarla sınırlı değildir. Bilimin anlama işlevi, var olan şeylerin tek tek veya ilişkiler halinde tanınması, ayrıntılı özelliklerinin öğrenilmesi için niçin ve nasıl sorusuna cevap aramakta ve mevcut durumun resmedilmesini sağlamaktadır.

Bilimin bir yordama işlevinin de olduğu unutulmamalıdır. Yordama: Bilinen durumlardan yola çıkarak bilinmeyen durumlar hakkında bir tahminde bulunma işidir[8]. Böylece bilimsel araştırma süreci sonunda elde edilen bilgiler, başkaca olay ve olguları anlama, anlamlandırma ve açıklamada kullanılabilir durumda olacaktır.

Bilimin kontrol işlevi anlama ve yordama işlevleriyle üretilen bilgilerin uygulamaya aktarılması, doğa ve toplum olaylarının denetim altına alınmasını amaçlamaktadır.[9]

Bilim konusu tartışılırken bilimin ölçütleri ve özelliklerinin de yeterince açıklanması gerektiği kanaatindeyim. Bilimin ölçütleri beş başlık halinde tanımlanabilir.

Gözlenebilirlik: Bilimsel bilgi görgüldür. Gözlenemeyen hiç bir olgu bilimin konusu olamaz.

Ölçülebilirlik: Olgu ve süreçler arasındaki farkları standart birimlerle ifade edip ölçme, olguları karşılaştırma olanağı sunar. Bilimin ele aldığı konular ölçülebilir olmalıdır.

İletilebilirlik: Gözlenebilen ve ölçülebilen olgu ve süreçler başka bilim adamlarına iletilebilmeli ki, ortak, genel geçerliği olan bilgilere ulaşılabilsin ve ortak bir bilimsel dil oluşturulabilinsin.

Tekrarlanabilirlik: Gözlenebilen, ölçülebilen ve ortak bir bilimsel dille iletilebilen bir bilgi, diğer araştırmacılar tarafından tekrarlanabilir olmalıdır. Böylece bilimsel bilginin güvenilirliği artar.

Sağdanabilirlik: Tekrarlanan araştırmalar sonucunda doğruluğu test edilerek elde edilen bilgi, doğruluğu kanıtlanmış göreli kesinliği olan giderek bilimsel yasa durumunda bilgi niteliği kazanır. Bilimsel bilginin sağdanabilir olması gerekmektedir.[10]

Bilimin özelliklerine kısaca değinecek olursak;

Bilim olgusaldırBilim doğrudan ya da dolaylı gözlenebilir olguları dile getirir. Bilimde hiçbir kuram ya da hipotez, gözlem ya da deney sonuçlarına dayandırılarak kanıtlanmadıkça doğru kabul edilmez.

Bilim seçicidir.Evrendeki tüm olguları değil önemli bulduğu olguları inceler.

Bilim mantıksaldırBilimin ulaştığı sonuçlar her türlü çelişkiden uzak, kendi içinde tutarlıdır. Ayrıca bilim, bir hipotez ya da kuramı doğrulama işleminde mantıksal düşünme ve çıkarım kurallarından yararlanır.

Bilim evrenseldirBilim belli bir birikimin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Her yeni bilgi, önceki bilgilerle bütünleşerek gelişmektedir. 

Bilim genelleyicidirBilim, tek tek olgularla değil de, olgu türleri ile uğraşmaktadır. Bu nedenledir ki sınıflandırma, bilimsel araştırmaların da ilk adımını oluşturmaktadır.

Bilim eleştiricidirBilimsel yöntemde, ileri sürülen iddialar hangi oranda akla yatkın görünürse görünsün, eleştirici yaklaşımdan vazgeçilmemektedir. 

Bilim sistemlidirBilim gelişigüzel bir şekilde değil bilimsel yöntemi ve veri toplama tekniklerini kullanarak sonuca ulaşır. Bilim kendi içinde bütünlüğe sahiptir.[11]

2.BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ

Evrende var olan tüm olayları ve olguları tanımlamak, bunlar arasındaki nedensellik ilişkilerini bulmak ve saptanan ilişkileri genelleştirip teoriye dönüştürmek bilim yapmak demektir[12] Bilim yapmanın en önemli koşulu ise bilimsel araştırma yöntemlerini doğru ve etkin bir biçimde kullanarak üzerine düşünülen ve çalışılan konuyu bilimselleştirmektir.

         Bilimsel araştırma yöntemleri nicel ve nitel anlamda ikiye ayrılabilir. Nitel araştırma, nitelikle ilgili yani sayısal olarak ölçülemeyen özelliklere ilişkindir. Odak noktası birey olan, olayların doğal (günlük) ortamında izlendiği araştırma türü­dür. Tekil olaylara (vakalara) yöneliktir. Nicel araştırma nicelikle ilgili, kantitatif (sayısal) anlamına gelmektedir. Nitel araştırmaların aksine, gözleyen kişi olgunun dışında bulunur.[13]

Değerlendirme konusu makalede ayrıntılı bir biçimde ifade edildiğinden bilimsel araştırma türlerinin derinine inmek yersiz olacaktır. Bu nedenle hukuk, hukuk felsefesi ve adalet kavramları üzerinde durarak yukarıda değinilen bilim, bilimin işlev, ölçüt ve özellikleri ile bilimsel araştırma yöntemleri ışığında sonuç kısmı açıklanacaktır.

3.HUKUK ÜZERİNE

Türkçede şu an kullandığımız “hukuk (حقوق)” kelimesi esasen Arapça “hak (حق)” kelimesinin çoğuludur ve “haklar” anlamına gelmektedir[14]. Ancak biz hukuku hak sözcüğünün çoğul hali olarak değil de bağlayıcı kurallar bütünü olarak kullanmaktayız.

Bu kavram ise ilk kez Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın Viyana’da 1847 yılında Türkçe olarak bastırdığı Kitab-ı Hukuk-u Milel (كتاب حقوق ملل) isimli eserinde[15] “hukuk (حقوق)” kelimesi, hak kelimesinin çoğulu olarak değil, bugünkü anlamda, yani Fransızca “droit” kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır[16].

Hukuku; Toplum içinde fertlerin aralarındaki ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen, uyulmaması halinde devlet yaptırımına bağlanmış olan kurallar bütünü biçiminde dile getirebiliriz[17].

 Hukuk, hukuk kurallarından oluşmuş bir düzendir. Hukuk kuralları ise, devletin yetkili organları tarafından konulan, insan davranışlarını düzenleyen ve cebir ile müeyyidelendirilmiş davranış kurallarıdır[18]Hukuku ayrıca ''Adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzeni” olarak da tanımlanmıştır[19].

        Ali Nazım SÖZER çalışmasında bilim ve hukuk arasındaki ilişkiyi incelerken geniş bir biçimde değerlendirilmesi gereken hukuk felsefesi konusuna önem vermemiştir. Felsefe '' Var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılması'' anlamına gelirken hukukun bilimselliğinin tartışıldığı bir yapıtta hukuk felsefesinden çokça söz edilmesi gerektiği inancındayım.

Kabaca Hukuk Felsefesi, hukukun mahiyetini inceler, son amacını araştırır, hukukun kaynağı ve evrimi sorunlarıyla ilgili araştırmalar yapar.

Del Vecchio’ya göre: Hukuk felsefesi, hukukun mantıksal bütünlüğü içinde tanımlayan, tarihsel gelişimin ana hatlarını araştıran ve saf akıldan çıkan adalet düşüncesiyle hukuku değerlendiren disiplindir[20].

        Hukuk felsefesi, hukukun kaynağı ve evrimi; hukuk kurallarının oluşum ve gelişiminde etkili olan toplumsal faktörleri ve hukukla toplum arasındaki ilişkileri inceler[21]. Tüm bu hukuk felsefesi tanımlarında hukuk, devlet ve adalet kavramları ilişkilidir. Hukuk felsefesini bu görüşler etrafında şöyle tanımlayabiliriz[22]: Hukuk felsefesi böylece hukuku tümel olarak ele alır, onu inceler ve yönlendirir.

Eleştiri konusu bilimsel yazıda bilim ve hukukun ilişkisi işlenmiş ise de hukukun en temel amaçlarından olan adalet sağlama işlevinin konusu olan adalet kavramı üzerinde durulmamıştır. Bu nedenle önce adalet kavramının tanımlanması akabinde hukuk ve bilim ile olan ilişkisinin saptanması görüşündeyim.

Adalet hakkında sözlüklerde ise şu tanımlamalar yapılmıştır: Şeylerin yerli yerine konması, her şeyin olması gerektiği yerde bulunması. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi; haklıya hakkının verilmesi; kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri. Kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak; başkasının hakkına tecavüz etmemek.[23]

Adalet kavramının ilk çağ filozoflarının düşüncelerinden itibaren insanın eylemlerini belirleyen hep moral yanıyla ilgili olarak irdelediğini yani insanın toplumsal düzlemde ortaya çıkan ahlaki davranışlarını belirleyen moral değerlerden; erdemlerden biri olarak görmekteyiz. Adaletin bu özelliğine doğal hukuk okulunun 17. Yüzyılda getirdiği öğretiyle doğuştan kazanılan ‘hak’ özelliği de eklenmiş ve 18. Yüzyıldan itibaren adalet kavramı hem sözleşmelerde hem de pozitif hukukla güvence altına alınan diğer özgürlük ve eşitlik hakları gibi insan hakları demetinde yerini almıştır.[24]

İlk Çağ tabii hukukçularına göre, hukukun geçerliliğinin kriteri olan adalet de tabiata uygunluk olarak tanımlanır. Tabiata uygun olan şey adil; tabiata aykırı olan şey ise gayri-adildir.[25] Dolayısıyla insanların koyduğu kanun, biyolojik tabiatın koyduğu kanuna uygun olmalıdır. Ancak bu takdirde insanların koyduğu kanun adil ve dolayısıyla geçerli olabilir[26].

 Orta Çağ'da durum değişmiş dönemin en önde gelen hukukçularından Aziz Augustinus, hukuku; ''Tanrı'nın iradesinin ifadesi olan sonsuz kanun''[27] olarak tanımlarken adalet kavramı da aynı ölçüde anlamlandırılmış ve doğal hukukçular Tanrının yasalarına uymanın adil olduğunu savlamışlardır.

Yeni Çağ doğal hukukçularından Hugo Grotius, adaleti, Pacta Sunt Servanda ‘söze bağlılık’[28] formülünde değerlendirmiştir.

        Hobbes da sözleşmeye uymamayı adaletsizlik saymıştır. Ancak ona göre, adaletin varlığının temel şartı toplumda güvenliğin ve düzenin sağlanmasıdır. Güvenliğin olmadığı toplum hayatında adaletten söz edilemez. Kant'ta da adalet ile ilgili ünlü Roma hukukçusu Ulpianus’un adalet tanımındaki ‘Şerefli yaşa, kimseye zarar verme, herkese payına düşeni ver’ felsefesi hakimdir.

John Rawls’un adalet görüşü, eşit hakka sahip olmayı öngörür.

Hans Kelsen'e göre adalet, irrasyoneldir ve kişiden kişiye değişir.[29]

Somut realiteden hareket eden adalet tanımlarının en önemlisi Aristo’nun yaptığı adalet tanımıdır. Adalet Aristo’ya göre ise eşitlik esasına dayandırılmalıdır. Aristoteles iki türlü adaletten bahseder. Bunlardan ilki paylaştırıcı(dağıtıcı) adalettir. Bunun ölçütü geometrik bir yöntemle hakkın ve onurun bireysel çabaya göre dağıtılmasıdır. İkinci adalet türü düzeltici adalettir. Bu ise aritmetik eşitlik yöntemiyle gerçekleşir.[30]

         Değerlendirme konusu bilimsel yazıda yazar adalet türlerinden yalnızca paylaştırıcı(dağıtıcı) ve denklendirici(düzeltici) adalet türlerine yer vermiş, onları da birer cümle ile açıklamıştır. Ancak hukukun bilimselliği değerlendirilirken söz konusu adalet türleri örneklerle açıklanmalı ve Hakkaniyet (Nasfet, nesafet) ve sosyal adalet gibi kavramlara da yer verilmelidir.

Denkleştirici(düzeltici) Adalet özellikle bireyler arası eşya, mal ve hizmetlerin değiş tokuşunda uygulanır. Mal ve ediminin değerce eşitliğini ifade eder. Eşitliğin bu biçimi herkese eşit olanın verilmesi formülünün uygulanması demektir. Bu tür adalette veren ve alan eşit olmalı, taraflardan biri diğerine üstünlük kurmamalıdır. Aksi halde başkasına ait bir şeye sahip olunur ve bu yüzden bozulan dengeyi sağlamak için tazminat ödenmesi, suçla ceza arasındaki denge hep denkleştirici adalet gereğidir.[31]

Dağıtıcı adalet denkleştirici adaletin yaratacağı sorunlara çözüm getirmeye çalışır. Denkleştirici adaletin düzenlediği konularda salt eşitlik, gerçek eşitlik olmayabilir. Herkese eşit olanın verilmesi, herkesin eşit işleme tabi tutulması bazı durumlarda eşitliği ortadan kaldırmaktadır. Zengin fakir ayrımı yapmadan herkesten aynı oranda vergi alınması adaletsizliğin ta kendisidir. Suç ile ceza arasındaki denkleştirmede çeşitli faktörler ele alınarak ceza verilmelidir. Kusur, taksir vs. cezanın miktarının azaltılıp çoğaltılmasında belirleyici faktörlerdir. Aynı suçu çok defa işleyen ile ilk defa işleyen arasında fark olmalıdır. Böylece dağıtma ile daha adil hukuk düzeni ortaya çıkacaktır.[32]

         Hakkaniyet Nasfet, nesafet denkleştirici ve dağıtıcı adaletin eksikliklerini kapatır. Özellikle denkleştirici adalette kişilerin dış görünümleri, genel durumları arasında eşitlik uygulanması söz konusudur. Fakat adalet insanların bireysel özelliklerinin göz önünde tutulmasını ister. Hakkaniyet, somut özellikler ve spesifik özellikler göz önünde tutularak adaletin uygulandığı eşitlik durumudur.[33]

         Sosyal Adalet ise dağıtıcı adalet anlayışıyla topluma katkısı oranında hak kazanan bireyler ile sosyal koşullarından dolayı toplama katkıları hep sınırlı olan kimselerin diğerleri ile eşitlenmesinin sağlanmasıdır. Devlet güçsüzü, duruma müdahale edip güçlendirmeliydi. Böylece masada her iki taraf da eşit durumda olacaktır. Sosyal adalet grev, toplu sözleşme, asgari ücretin saptanması gibi konuları içermektedir.[34]

 

4.HUKUKUN BİLİMSELLİĞİ ÜZERİNE

 Hukuk ve bilim ilişkisi yüzyıllardır tartışıla gelmiş bir konu olarak genelde bilim özelde hukuk dünyasında ikiliklere ve karşıtlıklara neden olmuştur. Özellikle Doğal Hukuk Okulu ve Pozitivist Hukuk anlayışının hukukun bilimselliğini farklı yorumlaması, çatışmaların kaynağını oluşturmaktadır. 

 Tabii hukukçulara göre Hukuk bir bilim değilken Pozitivist Hukukçular hukuku bir bilim olarak değerlendirmektedir.

 Hukuk ilminin «ilmi» vasfını inkâr edenler, temellerinin sabit ve pekin olmadığını iddia etmektedirler'. Meselâ Fransız matematikçisi ve filozofu Blaise Pascal (1623 - 1662) hukukun konusunu şu şekilde tavsif eder:

 ''Hemen hemen hiç bir âdil ve gayri âdil şey yoktur ki onun vasfı iklimin değişmesiyle değişmesin. Kutuptan üç paralel (arz dairesi) daha uzak bir yerde bütün hukuk dogmatiği altüst olur.[35]

 HIRŞ’in aktardığı bazı benzer görüşlere göre, “Fikir tarihinin bize gösterdiği gibi, bilginler çok defa hayattan uzak kalarak, yeşil masa başında hayranlığımızı çeken hukuk sistemleri tasarlamışlar… Diğer yandan hukuk ilminin gayri ilmi vasfını ispat etmeye çalışan bir bilginin fikrine göre, … Hukuk kaideleri gibi mefhumlar hayal, batıl itikat, sihir (magie) mistisizm olup gerçek değildir. Binaenaleyh, “hukuk ilmi” tabiri altında anılan çalışmalar “ilim” unvanına layık değildir.”[36] Hukuk bir bilim dalı olmayıp onun yurt bilgisi, kanun bilgisi veya sadece bir uygulama tekniği özelliği taşıdığı ileri sürülmektedir

Bu görüşe ek olarak Julius Hermann v. Kirchmann; ...Bir çiçek fizyolojinin mevcudiyetlerini bilmesine gerek kalmadan açar keza, bir hayvan yaşar. Halk gramer bilmeden dilini konuşur. Dolayısıyla, hukuk­suz yaşanamaz ancak hukuk ilmi olmadan da yaşanabilir.... Kanun koyucunun üç yeni düzeltici kelimesi koca kütüphanelerin okkalık kağıt haline gelmesine yeter.89 Tabiat ilimlerinin yüksekliğine ve en küçük otun dahi bu mertebede olmasına karşın hukuk ilim olmaya layık değildir. Müspet kanunun kaidelerindeki keyfilik, ilmin içine de girer. Şerhlerin en kalın olduğu yerler bu gibi for­malitelerin bahse konu olduğu yerlerdir. Millet ilimci hukukçulardan bıkmıştır. İlimle hukuk arasında tenakuz mevcuttur.[37] Sözünü söyleyerek hukukun bir bilim dalı olmadığı görüşünün ateşli bir savunucu olmuştur.

Hukukun bir bilim olduğu görüşüne örnek verilecek olursa;

HERBERGER ''Hu­kuk Fakültesinde bizim eğitimimiz „bilim“ midir yoksa „ustalık“ mıdır? Yoksa her ikisi birlikte midir?“ sorusunu sorarak şu yanıtı vermektedir: Kanımca, biz malzeme­nin karmaşıklığından ve teorik ağırlığında doğan sebeplerle bilim öğretmekteyiz.'' demek suretiyle hukukun bilimselliğine dikkat çekmiştir.

Türk Hukukçulardan SEROZAN hukukun bilimselliği üzerine şu açıklamayı yapmaktadır : “Bilim doğanın, toplumun ve düşüncenin oluşum ve gelişim yasalarını, yani nesnel gerçeğin ve bu gerçeğin bilince yansıyışının yasalarını pratikte doğrulayarak, yöntemli ve sistemli biçimde bilgi olarak edinip yeniden üreten etkinliktir. Bu olgu karşısında adli tıbbın, karşılaştırmalı hukukun, hukuk tarihinin ve sosyolojinin öz ve biçim yönünden bilimselliği asla tartışılamaz.”[38]  

         ARAL’a göre ise, ''Hukukun asla kanun ya­pıcının keyfi irade ve arzusunun ürünü olduğu, dolayısıyla bilim sayılamayacağı ileri sürülemez. Hukukun coğrafyaya ve ülkelere göre değişkenliği de bu duruma gerekçe olamaz.'' [39] denilmek suretiyle hukukun bir bilim olduğu savunulmuştur.

5.ALİ NAZIM SÖZER'İN BİLİM VE HUKUKU DEĞERLENDİRMESİ

Bilim Ve Hukuk adlı bu çalışmada, Sözer; hukukun bilimselliğine ilişkin yukarıda da örnek olarak gösterilerin bazı görüşlere değinmiştir. Sözer, makalede hukukun bilimselliğini düalist bir yapıda incelemiş yasa yapmanın bilimselliğinden söz ederken yasaların uygulanmasının bilimsel bir yönü olmadığını belirtmiştir.

6.DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

         İnsanlar var oldukları günden bu yana kendilerini, diğer insanları, çevrelerini ve doğayı bilme istemindedirler. Bu bilme istemi tanımak, anlamak ve anlamdırmak arzusuyla ortaya çıkmıştır. İnsanoğlu öğrenme gereksinimini karşılamak için sorma, sorgulama, araştırma ve soruşturma yaparak bilgiyi üretmiştir. Türk Dil Kurumu’ndaki tanımında bilgi: ‘’İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek.’’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan tüm bu eylemler '' Var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılması'' biçiminde tanımlanan felsefeyi oluşturmuştur.

Felsefe düşünme eyleminin sonucu olarak bilmeyi, bilmek de sistemli ve düzenli bir yapıya bürünerek bilimi oluşturmuştur. Bilim, bilginin araştırılması ve uygulanması ve kanıta dayanan sistematik metodoloji izlenerek doğal ve toplumsal dünyanın anlaşılması olarak tanımlanabilir[40].

        Yukarıdaki tanım da göz önüne alınarak anlaşılan doğal ve toplumsal dünya çeşitli alanlara ayrılmış ve dallar oluşturmuştur. Hukuk da toplumsal(sosyal) bilimler arasında bir alt dal olarak yerini almıştır. Bu alt dallardan birini oluşturan hukuk bilimi; iş görüsel (fonksiyonel) olarak düzensizlik gösteren insan davranışlarını inceleme bilimi olarak tanımlanabilir. Sosyal bilimler; sosyal olay olarak görülen insan davranışlarını inceleyen bir grup bilim olarak tanımlanabilir. Hukuk bilimi de sosyal bir bilimin parçası olarak insan davranışlarını daha doğru bir deyişle düzensiz insan davranışlarını inceler.[41] Denmek suretiyle hukukun bilimselliği vurgulanmıştır.

        Yüzyıllardır tartışıla gelen uyuşmazlıklara karşın hukukun bir bilim olduğu kanaatindeyim. Hukukun bir bilim olmadığı veya belli aşamalarının örneğin değerlendirme konusu makalede olduğu gibi, bilimsellik taşıyıp taşımadığının tartışılması fikrimce yersizdir.

         Hukuk gerek oluşumu gerek yasalaşması gerek uygulanması bakımından bir bilimdir. Bil sözcüğünden türeyen bilmek eylemi ve bu eylem sonucu oluşan bilgi, düşünme ile felsefileşmiş ve akıl, sezgi, deney, gözlem gibi yollarla birikerek sistemli bir biçimde düzenlenip bilimi oluşturmuştur.

         Yukarıda da söz geçen bilimin ölçütleri olan gözlenebilirlik, ölçülebilirlik, iletilebilirlik, tekrarlanabilirlik ve sağdanabilirlik hukukun kapsadığı ölçütlerdir.  Hukuk bilgisi kişiyi ve toplumları gözlemleyerek oluşur ve hukukun kendisi de gözlemlenebilir durumdadır. Yapılan yasalar, yapılan uygulamalar ölçülebilir, aktarılabilir ve sağdanabilir niteliktedir. Buna ek olarak Türk hukukçu Serozan'ın Bilim doğanın, toplumun ve düşüncenin oluşum ve gelişim yasalarını, yani nesnel gerçeğin ve bu gerçeğin bilince yansıyışının yasalarını pratikte doğruluya­rak, yöntemli ve sistemli biçimde bilgi olarak edinip yeniden üreten etkinliktir. Bu olgu karşısında adli tıbbın, karşılaştırmalı hukukun, hukuk tarihinin ve sosyolojinin öz ve biçim yönünden bilimselliği asla tartışılamaz.”[42] görüşüne dayanarak gerçekten de hukuk, tıpkı bilim gibi toplumun nesnel gerçeklerini, yöntemli ve sistemli bir bilgiyle konu alır ve işler.

        Bilim ve hukukun her ikisi de bütünüyle doğru veriye ulaşmak için rasyonel olma, organize olma ve kurumsallaşma ve hepsinden önemlisi, kararlara temel oluşturacak doğru veriyi bulma ilkesine büyük önem vermişlerdir. Bunun sonucu olarak; hukuk açısından geçerli olan kanıt bilim açısından da geçerlidir.[43]

        Yine, hukuk kuralları akla ve duyuya dayanan, evrensel bir kabul görmüş yargılardır. Oluşumunda neredeyse diğer bütün bilim dallarıyla etkileşime giren bu bilim dallarıyla iç içe geçmiş ve tüm bu bilimsel alan içerisinde kendisine oluşumuyla, uygulanmasıyla bilimsellik katmıştır.

        Hukuk kuralları akla, sağduyuya, evrensel insan haklarına dayanan, hakkında genel görüş birliğine varılmış düşünsel yargılardır. Varlıkları gelişigüzel gökyüzünde değil yeryüzünde (yaşamda), diğer bilim dallarının yardımıyla (tarih, toplumbi­lim…) aranır. Yani hukuk hem kurallarının üretimi, hem de uygulanması aşama­ları bakımından tamamen bilimseldir[44]

        Sonuç olarak hukukun; bilgi, felsefe bunların süreği olan bilimsel araştırma yöntemleri ile doğrudan ilişkisi ve bilimin ölçüt ve özelliklerini taşıyıp arasında farklılıklar bulunsa da bilimle aynı amaca(gerçeğin peşinde olma) ulaşma yönündeki yadsınamaz gerçek karşısında bir bilim olduğunu düşünmekteyim.

        Ali Nazım Sözer, makalesinde yaptığı gibi hukukun bilimselliğinin ikili yapıda incelenmesi yerinde değildir. Hukuk tüm varlığıyla, konusu, oluşumu, uygulanması ve amacıyla bilimsel bir nitelik taşımaktadır.

 

 

KAYNAKÇA


DURAL M. & SARI S.Türk Özel Hukuku Cilt 1 Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016, s. 14

DURSUN, H. ‘Hukuku Bilim Kılabilmek’ Türkiye Barolar Birliği Dergisi, C. (64), 2004, s. 251-297.

GÖZLER, K. Genel Hukuk Bilgisi, Ekin Yayınevi, Bursa, 2020, s.22

SÖZER, A. N.‘Bilim ve Hukuk’, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2014, 20(1), 1081-1117.

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/225/1902.pdf

https://sozluk.gov.tr/

https://www.felsefe.gen.tr/

https://www.theguardian.com/science/blog/2009/mar/03/science-definition-council-francis-bacon

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf

https://www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm,

https://www.ankara.edu.tr/

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/789924



[1] TÜRK DİL KURUMU: Türkçe Sözlük: Ankara 2011, 11. Baskı, 2800 s.2

[2] John Locke, An Essay Concerning Human Understanding' (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme

[3]Veli Baloğlu, Adalet Ve Hukuk Felsefesi,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

4Science Council A C Grayling  Guardian, March 2009

[5]Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

[6] Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’, Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’, http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021  , e.t.: 28.02.2021

[7] Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

[8]  Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

[9]Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

[10] Dilek Sarıtaş Atalar, ‘2Araştırma Yöntemleri’’, https://acikders.ankara.edu.tr/course/view.php?id=628 e.t.: 26.03.2021

[11] https://www.felsefe.gen.tr/Sosyolog Ömer Yıldırım

[12] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[13] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[14]Kemal Gözler, ‘’ “Hukuk” Kelimesi Kaç Yaşında?Etimoloji Bize Ne Söyler?’’, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm, e.t.: 25.03.2021

[15] Kemal Gözler, ‘’ “Hukuk” Kelimesi Kaç Yaşında?Etimoloji Bize Ne Söyler?’’, Türk Anayasa Hukuku Sitesi,https://www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm, e.t.: 25.03.2021

[16] Kemal Gözler, ‘’ “Hukuk” Kelimesi Kaç Yaşında?Etimoloji Bize Ne Söyler?’’, Türk Anayasa Hukuku Sitesi,https://www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm, e.t.: 25.03.2021

[17] Mustafa Dural& Suat Sarı, Türk Özel Hukuku Cilt 1 Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri. 2015, Filiz Kitabevi.

18 Kemal Gözler Genel Hukuk Bilgisi

19,Yasemin Işıktaç, ‘’Bir Hukuk Tanımı Vermenin Zorunluluğu’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/789924, e.t.: 27.03.2021

20Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

21Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

22Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

23Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdf, e.t.: 28.02.2021

[24] Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdfe.t.: 28.02.2021

[25]Kemal Gözler, Tabii Hukuk ve Hukuki Pozitivizme Göre Adalet Kavramı, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/adalet.htm, e.t.: 01.04.2021

[26] Kemal Gözler, Tabii Hukuk ve Hukuki Pozitivizme Göre Adalet Kavramı, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/adalet.htm, e.t.: 01.04.2021

[27] Kemal Gözler, Tabii Hukuk ve Hukuki Pozitivizme Göre Adalet Kavramı, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/adalet.htm, e.t.: 01.04.2021

[28] Kemal Gözler, Tabii Hukuk ve Hukuki Pozitivizme Göre Adalet Kavramı, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/adalet.htm, e.t.: 01.04.2021

[29] Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdfe.t.: 28.02.2021

 

[31]Veli Baloğlu, ‘’Adalet Ve Hukuk Felsefesi’’,

http://www.umut.org.tr/UserFiles/Files/Document/document_11%20Ekim-II-4.pdfe.t.: 28.02.2021 Öktem,Türkbağ,2009,69)'den aktaran

[32] (Öktem,Türkbağ,2009,70) 'den aktaran

[33] (Öktem,Türkbağ,2009,71) 'den aktaran

[34] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[35] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[36] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[37] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[38] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[39] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

41Science Council A C Grayling  Guardian, March 2009

[41] Haluk Dursun, “Hukuku Bilim Kılabilmek”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 64, 2006, s. 251.

[42] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[43] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

[44] Ali Nazım Sözer, ‘Bilim ve Hukuk’’ Dergipark, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/787596, e.t.: 27.03.2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİLİM VE ETİK

HUKUK VE ETİK

BİLİM NEDİR?