HUKUK VE ETİK
HUKUK VE ETİK
Hak, sözcüğünün çoğul hali olan hukuku; ‘’Toplumu düzenleyen ve devlet yaptırımıyla güçlendirilmiş bulunan kuralların, yasaların bütünü.’[1] olarak tanımlamak mümkündür. Hukuk, düşünme, akıl yürütme, karşılaştırma ve muhakeme etme eylemlerinin sonucu olarak doğmuş, oluşmuş ve gelişmiştir. Bu eylemler, altında bilme isteğini barındırır ve ulaştıkları sonuç insan zihninde ortaya çıkan ürün olan bilgidir.
İnsanın, bilimsel bilgiye ulaşmak amacıyla yaptığı düşüncesel eylemler ve bu eylemlerin bilimsel araştırmaya dönüşmesi sonucunda bilim var olmaktadır. Dolayısıyla hukuk felsefi temelleri oldukça sağlam ve yaygın olan bir bilim olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hukukun ne olduğunu ortaya koyduktan sonra etik kavramı üzerinde durmamız gerekmektedir.
Etik, ahlak felsefesidir. Ahlak kavramını, onun varlığını, kaynağını, temelini onu var eden nedenleri inceleyen bir felsefe türüdür. Ahlak; bireyin, genetik aktarım yoluyla doğuştan ve sonrasında içinde yetiştiği aile, içinde barındığı ortam ve yaşadığı toplumsal çevrenin etkisi veya yönlendirmesiyle sonradan edindiği düşünüş ve davranış biçimlerinin toplamıdır, denilebilir. Felsefe, işte bu davranış biçimlerini, bütün olarak, derinlemesine bir biçimde incelemektedir.
Ahlak felsefesi veya etik; ‘’Felsefenin, ‘ödev’, ‘yükümlülük’, ‘sorumluluk’, ‘gereklilik’, ‘erdem’ gibi kavramları analiz eden, doğruluk ya da yanlışlıkla, ‘iyi’ ve ‘kötü’ ile ilgili ahlaki yargıları ele alan, ‘ahlaki eylem’in doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı.[2]’’ olarak tanımlanabilir.
Etik ile ahlak arasındaki bütünsel bağa fazlaca değinmeden hukukun etik ile olan ilişkisini değerlendirmeye çalışacağım.
Etik, yukarıda söz ettiğimiz üzere ahlak kavramı üzerine düşünmeler ve incelemeler yapar. Toplumsal ahlakın önümüze koyduğu kurallar, hukukumuzu oluşturan ana kaynaktır. Tarih boyunca, toplumun genel ahlak ve değer algısı, devlet kurumunca yaptırıma bağlanarak hukuk kurallarını var etmiştir. Manevi bir koruma, yükümlülük ve yaptırım getiren ahlak kuralları, bazen bütünüyle aynı kalarak bazen de çeşitli değişimler göstererek hukuk kurallarına dönüşmüştür. Hukuk kuralları maddi yaptırımlar öngörür. Örneğin, iki yanlı bir alım-satım sözleşmesine aykırılık maddi anlamda bir yaptırıma bağlanmıştır. Sözleşmeye aykırı davranan sözleşmedeki ceza koşulunu, eğer ceza koşulu yoksa uygun bir tazminatı ödemeye mahkûm edilebilir. Bunun yanı sıra sözleşmeye aykırı davranan kimse manevi olarak da yaptırıma uğrar. Sözleşmeler Hukukunun genel ilkelerinden olan ‘’Sözleşmeler, tam ve gereği gibi uygulanmak için yapılır.’’ ilkesine aykırı davranan kişi, çevresi ve toplum nezdinde dürüst olmayan, verdiği sözde durmayan ve güvenilmez biri olarak bilinebilir. Sonuç olarak ahlak kuralları, yalnızca manevi bir yaptırıma tabi iken hukuk kuralları, devlet denilen örgütçe belirlenmiş, konulmuş ve uygulanmakta olan maddi; insanların geneli tarafından ahlaka uygun sayılmadıkları için manevi yaptırıma tabidirler.
Hukuk, toplumun değer yargılarına göre ve onlara uygun olarak oluşmaz ve düzenlenmezse ortaya birçok toplumsal sorun çıkacaktır. Örnek olarak toplumun ahlak anlayışına aykırı olmayan hatta toplumun geneli için sıradan olan, kabul görmüş, yaygın eylemlerin, suç kabul edilmesi durumunda hem toplum vicdanını zedeleyen hem de suç ve cezaların uygulanmasını oldukça güçleştiren bir sonuç meydana gelecektir. Bu nedenledir ki birçok yasa, kamuoyunun genelinin düşünce yapısına göre oluşturulur, değiştirilir, dönüştürülür veya kaldırılır.
Hukukun oluşumunda bu denli etkili olan ahlak kuralları ve bu kuralların felsefesi, hukukun içinde de kendine yer bulmaktadır. Yazımızın da başlığı olan hukuk-etik ilişkisi hukukun başlangıcından bu yana sürmektedir. Bu ilişki, çeşitli ayrımlar üzerine kuruludur.
Hukuk, bireylerin diğerleriyle veya toplumun geneliyle olan ilişkisini düzenlerken etik bireyin kendi benliğine kendi özüne de sirayet eder ve bireyin iç muhasebe yapmasını tetikler.
Hukuk, emredici kurallar ışığında yapılabilecek olanları ortaya koyarken etik ise aslında olması/yapılması gerekeni söyler.
Hukuk, yaptırımlarıyla varken etik, yalnızca belirli durumlarda yaptırıma zorlar.
Hukuk, genel ölçüde mevzuudur. Etik ise insanların zihinlerinde kendine yer bulur.
Hukuk ve etik ilişkisi, hukuk mesleklerine de konu olmuştur. Örneğin hukukun ve yargılamanın en ana ve önemli unsuru sayılan ve kendisine kutsallık yüklenen savunma hakkı, bir hukuk süjesi olan savunman veya avukat tarafından yerine getirilir. Avukat, müvekkilinin hakkını savunup çıkarlarını korurken bazı temel ve hassas noktalara özen göstermek durumundadır. Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanmış olan Avukatlık mesleğine ilişkin ‘’Meslek Kuralları’’ herhangi bir yargısal yaptırım doğurmaksızın, kolektif savunma makamı olan avukatın, avukatlık sözleşmesi yaptığı, aldığı vekalet etme yetkisi ile hak ve çıkarlarını, üçüncü kişiler ve devlet nezdinde koruduğu müvekkili ile ilişkilerini belirli etik ilke ve kurallara göre kurmalı ve korumalıdır. Bunu yaparken gerçekleşecek tüm işlemlerde, işlemleri yapan taraflara karşı, mesleğin onuruna uygun ve insan haklarını esas alan yaklaşımlar sergilemelidir. Diğer yandan hukukun başkaca süjeleri olan iddia makamı ve yargı makamı olan cumhuriyet savcıları ve yargıçlar da yasalarla tanınmış bütün hak ve yetkilere uygun olarak işlem yapmalı, adil bir yargılanma yapmak adına bireysel ve kolektif süjelere ‘’Yargı Etiği’’ne uygun olarak davranmalı ve en kısa zamanda maddi gerçeğe ulaşmaya çalışmalılardır.
Hukuk ve etik gerek var olmaları gerekse uygulanmaları açısından birbirleriyle iç içe geçmiş iki kavramdır. Kavramlar yalnızca tanımlanmakla bir şey ifade etmezler. Önemli olan kavramsallaştırdığımız şeyleri yaşama geçirmek ve hukuk iş, işlem ve eylemlerinde etik kurallarına uygun davranmak ve ahlaklı olmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder