HUKUK NEDİR?
HUKUK NEDİR?
İnsanlar var oldukları günden bu yana temel gereksinimlerini karşılama adına bir arada yaşama istek ve zorunluluğu içinde olmuşlardır. Çekirdek aileler ile başlayan bu birliktelik; geniş ailelere, klanlara, son olarak millet(budun) kavramıyla karşılanan ortak bir geçmiş, yaşama isteği ve ülküde birleşen topluluklara uzanmıştır. Bu toplulukların düzen gereksinimi sonucu, geçmişten gelen gelenek-görenek, yaygın inanç ve anlayışın; devlet olgusuyla birleşmesi, hukuku oluşturmuştur.
Hukuk, Arapça kökenli 'hak' sözcüğünün çoğul halidir. Hak ise sözlükte doğru, gerçek, pay gibi anlamlara gelse de bizim konumuzdaki karşılığı, 'kişilere tanınmış yetki, özgürlük ve koruma gibi temel menfaatlerin tümü' biçiminde tanımlanabilir. “Hukuk” kavramı, çok genel olarak, insan davranışlarını düzenleyen ve devlet tarafından müeyyidelendirilen bağlayıcı kurallar bütünü[1] olarak tanımlanabilir.
Geniş bir anlatımla ise Hukuk, bireylerin birbirleriyle, toplumla ve 'toplum-ülke-egemenlik- üçlüsünün birleşimi sonucu oluşan bir üst varlık olan devlet ile ilişkilerini düzenleyen, bireyin, toplumun ve devletin haklarını koruyan, bu haklar ihlal edildiğinde çeşitli yaptırımlar uygulayarak var olan düzeni ayakta tutan kurallar bütünü olarak açıklanabilir. Hukuk kuralları, oluşumunda da rol oynayan ahlak, din, görgü, örf ve adet kuralları gibi toplumu düzenleyen kurallar bütünü de olsa maddi bir yaptırıma haiz olması nedeniyle diğer toplumsal düzen kurallarından da ayrılmaktadır. Hukuk kurallarından kısaca söz etmek gerekirse bu kurallar, herkese şamildir. İçinde bulunduğu ülkede herkesin bağlı olduğu, genel ve uyulması gereken, uyulmadığı takdirde ceza, cebri icra, maddi veya manevi tazminat ile idari işlemler gibi yaptırımları olan düzenleyici kurallardır.
Hukukun çeşitli anlamlarından söz etmek gerekirse;
Pozitif(müspet veya yürürlüğü olan) hukuk, belirli bir dönemde belirli bir yerde yürürlükte bulunan hukuku, ifade eder.
Tarihi hukuk, bir toplumun belirli bir dönemde sahip olduğu ancak yaşanan değişimler ve gelişmeler sonucu varlığını yitiren hukuktur.
Yazılı(mevzuu) hukuk veya mevzuat, yalnızca yetkili organlar aracılığıyla ortaya koyulan örf ve adeti içermeyen yazılı hukuk kurallarına verilen addır.
İdeal hukuk, doğal hukuk olarak da adlandırılır. Olması gerek hukuk demektir. En adil olan, en hakkaniyetli hukuk düzenidir.
Hukukun üç asıl unsuru bulunmaktadır; konu, emir, yaptırım. Konu, kişiler ile kişiler, devlet ile kişiler arasındaki kurallar; emir, onların uygulanması mekanizması ve yaptırım da aykırı durumlarda devlet aracılığıyla ihlale verilen tepkidir. Hukuk, bu unsurları aracılığıyla toplumu düzenlerken çeşitli dallara ayrılmıştır. Genel ölçüde kamu hukuku-özel hukuk olarak iki ana dala ayırmak mümkündür. Özel hukuk, yasal açıdan eşit konumda bulunan kişi ve kurumların birbirleriyle olan ilişkilerinin düzenlendiği hukuk dalıdır. Kamu erkine sahip süjeler ve bu süjeler ile fertler arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk dalına kamu hukuku denir.[2]
Özel hukuk, gerçek ve tüzel kişilerin yani devlet başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları ile Türkiye Barolar Birliği gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bazı alanlardaki ilişkilerini düzenler. Medeni(kentli) hukuk, borçlar hukuku, ticaret hukuku, tüketici hukuku, gerçek ve tüzel kişileri eşit kabul eder ve gerektiğinde güçsüz durumda olanı yasalarla koruyarak uyuşmazlık söz konusu olduğunda adli yargı organlarının çözüm yolunu öngörür. Özel hukukta ayrık durumlar ve yasayla özel olarak belirlenmiş hükümler dışında bir iradi serbestisi vardır. Yani kişiler yasal sınırlar, mevzuat hükümleri dışına çıkmamak koşuluyla diledikleri hukuki ilişkiyi özgür iradeleriyle gerçekleştirebilirler.
Özel hukuk; kişiler, aile, miras, eşya gibi alt hukuk dallarını barındıran medeni hukuku, medeni hukukun devamı niteliğinde bulunan, ve borç ilişkilerini, ve özel hukuk sözleşmelerinin tümünü içeren borçlar hukukunu, ticari işletme, ortaklıklar, kıymetli evrak, deniz ticareti ve sigorta hukuku alt dallarını barındıran ticaret hukuku ile vatandaşların yabancı ülkelerin hukuk sistemleriyle ilişkilerini düzenleyen milletlerarası özel hukuku kapsar.
Kamu hukuku ise yasama, yürütme ve yargı gibi devletin temel organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bu organlar arasındaki karşılıklı ilişkileri ve devlet karşısında vatandaşların temel hak ve hürriyetleri düzenleyen hukuk kurallarını inceleyen bir hukuk bilimi dalı[3]. olan anayasa hukuku başta olmak üzere devlet kamu tüzel kişiliği ile diğer yönetsel organ, kurum ve kuruluşların iç ilişkilerini, diğer kurumlar ile olan ilişkilerini ve idari anlamda vatandaşlar ile ilgili ilişkilerini düzenleyen idare hukukunu kapsar.
Yine Ceza Muhakemeleri Kanunu md. 160 uyarınca bir suçun işlendiği izlenimi ile başlayan soruşturma evresinden hükmün kesinleşmesi ve infazın bitimine kadar olan iddia, savunma ve yargılama süjelerinin adli etkinliklerini içeren ceza hukuku da bu kapsamdadır.
Devletlerin birbirleriyle, uluslararası kurum ve kuruluşlar ile ilişkilerini uluslararası hukuk veya devletler genel hukuku sağlamaktadır. Yine 'Bu dünyada, ölüm ve vergi dışında hiçbir şeyin kesinliğinden söz edilemez.' ifadesine mazhar olmuş devlet ve kamu tüzel kişilerinin bütçesini oluşturan ve halka yapılan hizmetlerin bedeli olarak alınan vergilere ilişkin kurallar da kamu hukuku içerisinde yer almaktadır.
Ek olarak söylemek gerekirse devletin yargı organının hükümleri gereğince, yürütme etkinliğini yapma görevi geniş ölçüde icra ve iflas dairelerine verilmiştir, bu açıdan bu hukuk da kamu hukuku içerisinde yer alır. Son olarak hukuksal uyuşmazlıkların çözümü için oluşturulan tüm yol, yöntem ve faaliyetlerin düzenlenmesi usul veya biçim hukuku ile yargılama hukuku özelinde kamu hukuku içerisindedir.
Tarihsel süreç bu iki ana dal arasında bir tanesinin gerekliğini zorunlu kılmıştır. Buna 'karma hukuk' denmektedir. Karma hukuk, özel hukuk ile kamu hukukunun kesişim noktasıdır. Özel hukuk ilişkilerine öncelik verilirken yani bir iradi özgürlük varken bu özgürlük alanının hukuki ilişkide baskın, güçlü tarafça bütünüyle kontrol edilmesini önlemek amacı güder. İş, hava, toprak, uzay ve fikri ve sınai haklar hukuku bu dalın alanlarındandır.
Hukuku, maddi ve şekli anlamda ayırmak da mümkündür. Maddi hukuk, kişilerin hukuksal statüsünü belirleyen, onların diğer tüm süjelerle ilişkilerini düzenleyen, hak ve borçlarını belirleyen kurallardır. Şekli hukuk ise "Maddi hukuk tarafından kişilere tanınan yetki ve hakların çekişmeli hallerde nasıl elde edileceğini, ödev ve borçların yerine getirilmesinin yöntem ve yollarını düzenleyen hukuka şeklî hukuk denilir''. [4]biçiminde tanımlanabilir.
Son olarak dünyadaki hukuk sistemlerinden söz etmek gerekirse, dört ayrı hukuk sisteminin var olduğu kabul edilir.
1. Roma/Germen Hukuk Sistemi
Kıta veya Kara Avrupa'sında yaygın olan hukuk sistemidir. Kaynağını Roma İmparatorluğu'ndan alır. Özellikle bireyler arasındaki hak ve borç ilişkilerini çok ayrıntılı düzenlediğinden kentli hukuku oldukça gelişmiştir. I. Justinianus tarafından 6. yüzyılda oluşturulan Corpus Juris Civilis ile büyük ölçüde yazılı hale getirilmiştir.
2. Anglo Sakson Hukuk Sistemi
Ortak hukuk da denilen bu sistem Birleşik Krallık ve onun sömürgeleri içinde var olan hukuk düzenidir. Norman işgali ile birlikte İngiltere'de yaygın bir hukuk düzeni oluşturmuştur. Ancak bölgeler arası değişen örf ve adet kurallarına göre adaleti sağlamak amacıyla gezici yargıçlar o bölgelerin kurallarına göre hüküm kurmaya başlamışlardır. Bu yargıçlardan adalet bulamayan kişiler ise davaların adilane çözümü için Kral'a başvurmuşlar ve eşitlik hukuku adı verilen sistemin oluşmasına yol açmışlardır. Ancak dünyanın gelişimi ve toplumların buna ayak uydurma zorunluluğu statue law'a yani kanun hukukuna geçmeyi elzem kılmıştır. Günümüzde bu hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerde yazılı bir anayasanın varlığından söz edilmez, mahkemeler emsal karar denilen, aynı veya benzer bir konuya ilişkin daha önce verilen hükümleri baz alarak bir içtihat oluşturmuşlardır.
3. İslam Hukuku Sistemi
Doğumu, 622-632 yılları arasında Müslümanların kutsal kitabı Kuran ile başlayan sünnet, icma ve kıyas ile gelişen hukuk sistemidir. Genel olarak 'şeriat' kavramı bu hukuk sistemi için kullanılmaktadır. Kaynağı tanrısal olan, değişmez, dönüşmez ve kazuistik yöntemlerle oluşturulmuş bir toplumsal düzen kuralları bütünüdür. Değişen dünya koşullarına göre ikincil kaynaklar oluşmuştur. Maslahat, sahabe sözleri, zaruret hali, örf ve adet bunlara örnektir ama bunların güvenilirliği son derece tartışmaya açıktır.
4. Sosyalist Hukuk Sistemi
19. yüzyılda yaşamış Alman düşünce insanı ve yazar Karl Marx'ın Das Kapital adlı eseriyle birlikte sosyalizm düşüncesinin ortaya çıkışı ve bu düşüncenin hukuka olan yansıması sonucu ortaya çıkmış bir sistemdir. 1917 yılı Ekim devrimiyle birlikte Rus lider Lenin, Rus toprakları üzerinde bir sosyalist devlet olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni kurmuş ve bu sistem uygulamaya geçirilmiştir. Kapitalizme tepki olarak doğmuş bu sistem özellikle toprak mülkiyeti başta olmak üzere bireylerin mülkiyet hakkını totaliter olarak sınırlamış ve bireyi değersizleştirip toplumu ön plana almıştır. SSCB, Doğu Avrupa'daki bazı ülkeler Kuzey Kore, Çin Halk Cumhuriyeti ve Küba gibi ülkelerde varlık göstermiş veya göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti hukuk düzeni ise bu dört sistemden ilk anlattığımız olan Kıta Avrupa'sı hukuk sistemine yani Roma-Germen hukuk sistemine bağlı bir devlettir.
Hukuk yaşamımızın tümü üzerinde etkin ve etkili biçimde varlığını sürdürmektedir. İşbu nedenle hukukun tanımı bilmek, onu kavramsallaştırmak ve onun üstünlüğünü kabul edip kurallarına uymak Hedonizm'in araçlarından biri olan adaleti sağlamamız açısından bize yardımcı olacaktır.
[1] Kemal Gözler, ‘’ “Hukuk” Kelimesi Kaç Yaşında?Etimoloji Bize Ne Söyler?’’, Türk Anayasa Hukuku Sitesi, https://www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm, e.t.: 25.03.2021
[2] Mustafa Dural& Suat Sarı ‘Türk Özel Hukuku Cilt 1 Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri.’ 2015, Ankara, Filiz Kitabevi
[3] Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku (Bursa, Ekin, 27. Baskı 2018)
Yorumlar
Yorum Gönder